|
Siz dünyayı bir baştan bir başa ölçtünüz;
ırmaklar üzerine köprüler kurdunuz,
dağlarda arabalarla yollar açtınız,
çölleri iskan ettiniz,
disiplin ve emirlerinizle onları güzelleştirdiniz.
Şimdi dünyanın ve
bütün ulusların
yasa ve geleneklerini gösteren rehberlere gereksinimi kalmadı.
Çünkü siz,
Dünya için bir rehber oldunuz,
Bütün kapıları açtınız ve
Onları gözleri ile görmesi olanağını herkese verdiniz.
*Romalı bir seyyahın (Aristide) İmparatora yolladığı
mektuptan
Ister ilk çağlarda tüccarların yaptıkları geziler
ister biraz ötede Marco Polo'ların gerçekleştirdiği dünya gezileri
başlangıç alınsın turizm dünya kültürlerinin birbirini görmesinde en
etkin araçlardan biri olageldi.
Devrimlerle üretim biçimlerinin değişmesi, toplumlara
daha fazla hizmet ve mal bulma olanağı sunarken, insanların ve
kültürlerin bir yerden bir başka yere taşınması ilkçağlardan bu yana
inanılmaz derecede hızlandı. Önceleri bireysel olarak yapılan geziler
zamanla sözünü ettiğimiz üretim devrimlerinden sonra ve özellikle de
taşıma araçlarının gelişmesiyle 19.Yüzyıla doğru
kitlesel bir yapı kazandı.
Seyahat endüstrisinde Thomas Cook, Cooperative
Holiday Association, Natur Freunde ile başladığı kabul edilen kitle
halinde seyahat zamanla hükümetlerin ve kurumların devreye girmesiyle
daha organize bir hal aldı.
Diğer yandan ilk zamanlarında varlıklı insanların
gerçekleştirebildiği seyahatler toplumların üretim yapılarının,
araçlarının ve ilişkilerinin gelişmesiyle düşük gelirli insanların da
katılabildiği bir faaliyet haline geldi.
1840'lı yıllarda Cook'un başlattığı seyahat
acentalığı, seyahatin ve turizmin kurumsal anlamda ilk ciddi adımı
olarak kabul ediliyor. Cook'u izleyen kişi ve kurumlardan bu yana
seyahat ve turizm, ülkelerin ödemeler dengesinden istihdamına, sosyal
refahından toplumlararası uzlaşmanın sağlanmasına kadar bütün iktisadi
ve sosyal değişkene imzasını attı.
Seyahatın yaygınlaşmaya başlaması beraberinde
kurumsallaşmayı ve bu kurumların toplumsal zemininin yaratılmasını da
gündeme getirdi. 19.Yüzyıl başlarına doğru bütün dünyada organize olmaya
başlayan seyahat ve turizm endüstrisi, bir yanda turizm bakanlıkları
diğer yanda acenta ve operatörlerin kurduğu birlik, dernek ve kurumlarla
ülkelerin genel politikaları içine girmeye başladı.
Dünya'da 19.yüzyılın ortalarında başlayan seyahat
acentalığı ve turizm Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarında filizlenmeye
başladı. Aslında turizmle doğrudan ilgisi olan ancak o dönemin (Osmanlı)
kendi yapısı içinde ayrı bir yere sahip olan yeniden yapılanma
çalışmalarıyla Türkiye'ye getirilen buharlı gemiler Türkiye'de turizmle
ilgili ilk hareketler olarak görülebilir.
II. Mahmut döneminde Kırlangıç (swift) adlı buharlı
geminin Artemis öncülüğünde alımıyla başlayan deniz taşımacılığı 1829
yılında Tersane-i Amire tarafından alınan Kebir ve Sagir buharlı
gemilerinin alınmasıyla gelişmeye başladı. Aynı yıllarda Aynalıkavak
Tersanesi'nde Eser-i Hayır gemisinin yapımına başlandı. Aynı tersaneden,
Mesir-i Bahri ve Tair-i Bahri adında iki gemi daha çıktı. Bu gemilerle
Bandırma ve Tekirdağ seferleri yapılmaya başlandı. Bu gemiler aynı
zamanda Türkiye Denizcilik Işletmeleri Genel Müdürlüğü'nün de başlangıcı
oldu. Bu gemilerin ardından 1838 yılında Fransa seferi yapmak üzere
Peyki Sevket vapuru inşaa edildi.
1963 yılında Sultanahmet Meydanında düzenlenen
Sergi-i Umumi-i Osmani, Osmanlı döneminde iç turizme yönelik ilk
faaliyetler arasında yer aldı. Bu yıllarda seyahat acentası olarak
faaliyet gösteren bir şirket de yer alıyor; İngiltere oteli sahibi Mösyö
Misiri'nin kurduğu acenta 75 Osmanlı lirasına 42 günlük Avrupa gezisi
düzenliyor.
Diğer yandan, Türkiye turizminin gelişme
safhalarından biri olarak kabul edilen tercüman ve rehberlik 1800'lü
yıllarda ciddi gelişmeler kaydetti. Yasal adını 29 Ekim 1890 yılındaki
190 sayılı nizamname ile atılan Tercüman Rehberlik 1914 yılından 1923
yılına kadar resmi olmayan ancak amatör (Esat Tomruk, Kıbrıslı Hayri Bey
gibi gönüllü kişiler) bazı grupların önderliğinde gelişti. Cumhuriyet
sonrası dönemde ise Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı, Türkiye Milli
Talebe Federasyonu gibi kurumlarda açılan kurslarla da Türkiye dünyanın
en iyi tercümanlarını yetiştirmeyi başardı.
Cumhuriyet öncesi dönemin bir diğer ayağını da 1919
yılında Istanbul'a gelen Orient Express firmasının sektöre getirdiği
canlılık oluşturdu. Bu firma,1919 yılında Istanbul'u da içeren bir hat
ile (Simplon Orient Express) Türkiye'ye geldi. Taşımacılıkta meydana
gelen gelişmeler yabancı şirketlerin Türkiye'de yatırım yapmasına neden
oldu.
Wagons Lits, 1924 yılında Türkiye'de yataklı vagon
sözleşmesi yaptı ve Türkiye'nin ilk yataklı vagon seferi 23 Temmuz 1924
yılında faaliyete geçti. Bundan sonra 26 Temmuz 1924 tarihinde
Haydarpaşa-Ankara yataklı vagon hizmete girdi. Haftada üç gün olan
seferler 20 Ekim 1924 tarihinden itibaren günübirlik sefer haline
dönüştü. Diğer yandan ilk yemekli vagon hizmeti ise 7 Aralık 1925
tarihinde Haydarpaşa-Sincanköy hattında gerçekleştirildi. Bu uygulama
1926 yılında Ankara'ya kadar uzandı.
Bu uygulamalardan sonra Ağustos 1927'de
Haydarpaşa-Ankara arasında Lüx Anadolu Expres'i hizmete girdi. Bu
hatlardan sonra 1926 yılında Ankara-Izmir, 1927'de
Haydarpaşa-Trablusşam, 1930'da Haydarpaşa-Sivas, 1932'de Toros Expres'i
ve 1935 yılında Haydarpaşa-Elazığ hatlarında yataklı vagonlar hizmete
girdi.
Orient Express 1962 yılında son seferine çıkarken,
uçak sanayinin gelişimi ve seyahatlerde kullanımı demiryollarının bir
ölçüde güç yitirmesine neden oldu. Wagons Lists 1972 yılında tesis ve
vagonlarını DDY'ye devrederek Türkiye'den ayrıldı.
Cumhuriyet öncesi dönemde konaklama sektöründe de
birkaç önemli adım atıldı. Buların başında 1898 yılında kurulan ve
Türkiye'nin ilk Otelcilik Uzman Okulunun açılması çalışmalarının
yapıldığı Pera Palas ve 1841 'de Türkiye'nin ilk oteli olma sıfatını
taşıyan Otel d'angleteer ve 1892 yılında açılan Büyük Londra Oteli
geliyor. Yabancı şirketlerin özellikle de acenta taşımacılık alanında
çalışanların başlattıkları konaklama yatırımları, birkaç istisna
sayılmazsa Türkiye'nin ilk konaklama tesisleri sayılabilir. Aslında
Türkiye'de, çok eskiden beri seyyahların uğradığı ve
kaldığı kervansaray vb konaklama birimleri bulunuyordu. Ancak turistik
anlamda ilk ciddi tesisler bu üç oteldir. Bunların yanında
Petersburg, Lüxemburg, Paris, Univers, Grande Bretange, Bizans, Orient,
Elysee Françis, Grand Balcon, Peşte ve Tobias otelleri de bu dönemin
otelleri arasında yer aldı.
Türkiye 1923 yılıyla birlikte yeni bir topluma
dönüşümün ilk adımlarını atarken tepeden tırnağa her kurumuyla yeniden
yapılanmaya başladı. Cumhuriyet, turizm alanında da bir dizi atılımın
başlangıcı oldu. 1920'li yıllarda turizm alanında faaliyet gösteren beş
kadar kurumun varlığından söz edilir. Yabancı firmaların Türkiye'ye
gelişleriyle paralel bir gelişim kaydeden yerel acenta ve firmalar ilkin
bilet satışları ve pasaport işlemleri
gibi faaliyetlerle turizme adım attılar.
O dönemde
turizm ve acentacılık faaliyetlerinde adı
geçen kurumlardan ilki, 18 Ekim 1923 tarihinde Beyoğlu Pera Palas
otelinde faaliyete geçen Milli Türk Seyahat Acentalığı Ziya ve
Şürekası (NATTA)'dır. NATTA'dan önce, NATTA'yı kuran Nurizade
Ziya'nın sözünü ettiği iki şirket daha vardır; ilki, Türk Seyahat
Yazıhanesi, Ziya ve Şürakası ve ikincisi de Türk Seyahat Acentalığı.
Nurizade Ziya Bey'in yanında Vital Ojalvo, Ziya Fehmi Bey ve Edmond
Arditi NATTA'nın kuruluşunda adları geçen diğer kişilerdir.
NATTA bilet satışlarıyla birlikte otomobil kiralama,
broşür basma, rehber sağlama, iç ve dış seyahatler düzenleme gibi
faaliyetlerde bulunuyordu. NATTA aynı zamanda gerçekleştirdiği bu
faaliyetlerle Uluslararası Seyahat Acentaları Federasyonu FIA'ya üye
olurken, bu federasyonun Türkiye bölümü listesinde NATTA ve PASRAPID
adlarında iki acenta yer alıyordu. Bu yılların önçü kurumu NATTA,
Uluslararası Turizm Örgütleri Birliği'ne (AGOT) de üye idi. Sektörün
diğer üyesi Türk Seyyahın Cemiyeti (bugünkü Türk Turing) ile ilişkileri
çok iyi olan NATTA bu kurumla ortak organizasyonlar da düzenledi ve 1940
yılında Türkiye turizm sektörüne bıraktığı mirasla kapandı.
NATTA'nın yanında anılan bir diğer kuruluş da,
PASSRAPID'dir. Yurtdışından gelen ve yurtdışına gidenlerin pasaport
işlemleri, gelenlere rehber sağlama, otel ve pansiyon kiralama, vapur ve
tren biletleri satma gibi faaliyetlerde bulunan PASRAPID (Milli Türk
Seyahat Şirketi) 1927-37 yılları arasında faaliyet gösterdi. Bu
şirket 1927 yılında Emniyet Seyahat Şirketi adıyla faaliyetine
başladı. Şirketin 1931 yılındaki istanbul Ticaret Odasındaki kayıtlı adı
ise Mehmet Hayri ve Sait Beyler Emniyet şirketidir. PASRAPID,
1937 yılında kapandı.
Cumhuriyetin erken dönem acentalarından diğerleri
Yine 1920'li yıllarda adı sıklıkla bilet satış işinde geçen ancak
kendileri hakkında tam bilgi edinemediğimiz TUTTA, Le Globe Vapur ve
Seyyahin Acenteliği, Buleks ve Nihad ve Şevki Seyahat Acentesi'dir.
Cumhuriyet Türkiye'sinin turizm alanında attığı
olumlu ilk adımlardan birini Türkiye Seyyahın Cemiyeti (Bugünkü
Turing Otomobil Kurumu)'nun kurulmasıdır. Atatürk'ün ve cumhuriyet önde
gelenlerinin girişimleriyle kurulan Turing, Türkiye'nin ilk tanıtım
afişleri, yol haritaları, otel rehberleri ve broşürleri gibi ilklere
imza atarken o dönemde kurulmuş olan TUTTA, NATTA ve yukarıda adı
geçenlerle birlikte Türkiye acentacılığının tohumlarını attılar.
Seyyahın Cemiyeti ilkin kruvaziyerlerle gelenlerin
girişlerini kolaylaştırmak için faaliyetlerde bulundu. Bu dönemde
Cemiyet Şirketi Hayriye ve Seyri Sefain idarelerini bir araya
getirerek turistlerin vapurlarla taşınma ilkelerinin belirlenmesinde ana
rolü üstlendi. Aynı zamanda Şehremaneti ile yapılan çalışmada, taksi,
kayıkçı ve hamal tarifeleri belirlendi. Cemiyet rehberlik kurumunun
düzenlenmesi ve ruhsat verilmesi, vize işlemlerinin kolaylaştırılması
gibi faaliyetlerde bulundu.
Bu gelişmelerin yanında taşımacılık alanında 1924
yılında Türkiye'nin ilk yataklı vagonunun hizmete girmesi, denizcilik
alanında Seyir Sefain Idaresi'nin kurulması turizm alanında atılan diğer
önemli adımlardır.
Turizmle ilgili bir diğer alan olan havacılık
Cumhuriyet döneminde Türkiye Teyyare Cemiyetinin kurulmasıyla ilk
adımlarını attı. 1925 yılında kurulan Cemiyet 1933 yılında Türk
Havayolları Işletme Idaresi adını aldı. THY'nın temellerini atan kurum,
o zamanlar dünyadaki havayolları ile aynı dönemde faaliyete başladı. 5
uçak ve 28 koltukla faaliyete başlayan THY, Lufthansa, KLM, Imperal
Airways, Aero Expresso gibi havayolu şirketleriyle neredeyse aynı
dönemin kurumları oldular.
THY'nin kurulmasının ardından 1926 yılında şimdiki
Air France'ın ilk hali olan Cidna ve Aer Expresso havayolları Türkiye
ile istanbul-Romanya ve Istanbul-Italya seferleri için anlaşmalar yaptı
ancak bu yaşama geçirilemedi.
1930'lu yıllara gelinirken Türkiye'ye gelen turist
sayısı 45-50 bin dolayına çıktı ve turizm sektörü hükümetler düzeyinde
de dikkate alınmaya başlandı. Türkiye turizmi 1930 yılında ikinci önemli
adımını attı.
Bu yıl Dahiliye Vekaleti Emniyeti Umumiye
Müdürüyeti bünyesinde turizm işleriyle sorumlu bir şube kuruldu.
Aynı yıl Istanbul Belediyesi'nde Iktisat Işleri Müdürüyetine bağlı
bir turizm şubesi açıldı. Bu yılın en önemli olayı da Uluslararası
Turizm Birliği'nin (AIT) Kongresinin Istanbul'da yapılması oldu.
Ardından gelen dönemde Cumhuriyette devletçilik
ilkesinin ağır basmasıyla birlikte devlet/kamu girişimleri ekonomik ve
sosyal alanda ağırlığını artırdı ve devlet bütün sektörlerde yaptığı
yatırımlarla dikkat çekti. Devletçilik ilkesinin ağır basmasının altında
elbette dünya ekonomilerinin içine girdiği iktisadi daralmanın etkisi de
büyüktür. Bu dönemde dünya ekonomilerinin ve liberal okulun yıkılan tüm
teorileri de devletçilik ilkesi ile revizyondan geçerek düzeni yeniden
idame etti.
Ağır iktisadi koşullar altında kalan bu dönemde her
alanda kurumsallaşmaya giden devlet, turizm alanında da ilk adımları
attı. Ancak artan turist talebi karşısında ne devlet ne de özel sektör
ciddi bir atılım yaptı. Bu dönemde hatırı sayılır gelişmelerden biri de
(1931-32) Balkan ülkelerinin turizm sorunlarının tartışıldığı iki
toplantının gerçekleştirilmesi oldu. Bu toplantıların ilki Istanbul'da
yapıldı.
Program ve bütçede turizm
Kurumlarını yavaş yavaş oluşturmaya başlayan
Cumhuriyet, diğer ülkelerin turizmden elde ettikleri gelirleri baz
alarak dünyanın gelişmekte olan bu sektörüne reel bir yatırım
yapılmasını daha mantıklı bir süreçte ele almaya başladı. Bu
gelişmelerin ardından Türkiye'de turizm ilk kez Şakir Bey'in Iktisat
Vekilliği döneminde hükümet programı ve bütçesine girdi. Ardından
Celal Bayar'ın Iktisat Vekaleti döneminde yeniden ele alındı. Artık
turizmle ilgilenen ayrı bir birimin kurulması gerekliliği kabul edildi
ve 1934 yılında ilk kez İktisat Bakanlığı'nın Dış Ticaret Dairesi'ne
bağlı TÜRK OFİS adında bir büro kuruldu.
Yine aynı yılda Iktisat Vekaleti Teşkilat ve
Vazifeleri 2450 sayılı yasada, kamu hizmetleri arasında Turizmin de
adı geçiyor ve turizmde Neşriyat, propaganda ve turizm Işleri adında bir
çalışma grubu oluşuyor.
Hızlanan çalışmalar bir yandan kurumların yasal ve
fiili düzeyde oluşturulmasına katkıda bulunurken Türkiye 1936 yılında 80
bin dolayında yabancı turisti konuk edebilecek kapasiteye ulaştı.
Cumhuriyet öncesi dönemde kurulan otellerin yanında
turizmde taleplerin artamaya başlaması bir yandan konaklama tesisleri ve
altyapı olanaklarının artırılmasını gerekli kıldı. Bu dönemde bu alanda
herhangi bir yatırım kaydedilmezken Türkiye'nin konuklara sunabildiği
yatak sayısı 25 bin dolayındaydı. Bu yatakların ancak bin kadarının
uluslararası hizmet düzeyinde olduğu ileri sürülüyordu.
Gelişmeler turizm alanındaki kurumsallaşmanın
gerekliliğini artırırken TC hükümetleri de bakanlıklar içinde turizme
yer açmaya çalışıyorlardı. 1937 Celal Bayar hükümetinde, Vedat Nedim
Tör'ün başında olduğu Iktisat Bakanlığı içinde bir Turizm Müdürlüğü
kuruldu. Bu müdürlüğün gerçekleştirdiği birkaç faaliyet arasında turist
girişlerini ilişkin yasal düzenlemeler kayda değer ilk çalışma olarak
nitelendirilir.
Türkiye turizmi gelişimini bu yılarda yurt çapına
yaylamaya başladı. 1936 yılında Izmir Uluslararası Fuarı'nın açılışından
sonra Istanbul Merkezli olan turizm Izmir ve Ege bölgesine doğru
genişlemeye başladı. Artık bazı turistik bölgeler ortaya çıkmış ve bu
bölgeler üst düzey yönetim birimleriyle turizm hakkında raporlar
yayınlamaya başlamışlardı. Bunlardan biri de Izmir Valiliği'nin 1937
yılında hazırladığı Ege Bölgesi Turizm Planıdır. Bu planda Izmir ve
genel olarak Ege Bölgesinin turistik kapasitesi değerlendirilmiş ve bu
bölgenin çok yakın zamanda bir turizm merkezi olması için gereken
çalışmalara atıfta bulunulmuştur.
Kurumlarıyla yavaş yavaş gelişmeye başlayan Türkiye
turizmi 1938 yılında yeni bir birime kavuştu. Bu yıl Türk Ofis'in
Neşriyat ve Propaganda servisi içinde bir Turizm Masası kuruldu.
Merkezi örgütlenmenin yanında bu yıllarda yerel
idarelerde de turizm örgütlenmesine ilişkin gelişmeler kaydedildi.
Istanbul'a turist akının artmasıyla birlikte geliştirilen Istanbul
Belediyesi Turizm Şubesi, Bursa Belediyesi Turizm Şefliği, Izmir Fuarı
Kültür Park ve Turizm müdürlüğü bunların başında sayılabilir.
Yine 1940'yı yıllara doğru bazı devlet kurumlarının
ürünlerinde, turizme ilişkin bir takım düzenlemelerde bulunması Türkiye
turizminde iç ve dış potansiyeli değerlendirmenin ilk araçları oldu.
Izmir Fuarı nedeniyle Devlet Demir Yolları'nın indirimli bilet
satışlarına başvurması bunun sonucunda seyahat eden yolcu adedinde artış
meydana gelmesi aynı zamanda yurtiçi turizm faaliyetlerinin de
başlangıcı kabul edilir.
Bu yıllarda konaklama sektöründe de bir dizi
örgütlenmeler meydana geldi. Bunların başında Istanbul'daki
konaklamacıların oluşturduğu küçük çaplı bir cemiyet gelir; 1933 yılında
Istanbul'da kurulan Otelciler ve Hancılar Cemiyeti'nin
başkanlığında Karesi Oteli sahibi Ibrahim Bey vardı.
Bir yandan devlet içinde turizm kurumlarının gelişme
kaydetmesi diğer yandan özel firmaların bir dizi örgütlenmelerde
bulunduğu bu yıllarda ticari şirketler turizm konusunda yoğunluklarını
artırdılar. Vagon li-Cook, NATTA, PASSRAPID, Feustel, Cit ve Inturist
firmalarının liderliğini yaptığı acentacılık sektöründe Cumhuriyet
döneminin 5 kadar firmasının yanında 10 dolayında yeni acenta kuruldu.
1940'lı yılların başında kaydedilen gelişmeler, bir
yandan hükümetlerin turizm alanına daha fazla özen göstermesi
gerekliliğini de artırıyordu. Devletin o dönem girişimlerinden biri
Turizm Dairesi'nin kurulması oldu. 1939 yılında Turizm Müdürlüğü,
Ticaret Bakanlığına bağlı Turizm Dairesi'ne dönüştürüldü. Diğer
yandan turizmin devlet bakanlıkları içindeki yerinin tam olarak
belirlenemediği bu dönemde, turizmin ülke ekonomisine katkısının daha
iyi değerlendirilmesi ve gelişmelerin bütün devlet birimleri tarafından
izlenebilmesi için Bakanlıklararası Turizm Komisyonu kuruldu.
Turizm kurumlarının gösterdiği gelişme dünya
konjonktürünün yapısal sorunlarıyla zaman zaman kesintiye de uğradı.
Bunların başında ülkemizin ve dünyanın savaş koşulları içinde olduğu
1940'lı yıllar geliyor. O yıllarda bütün dünyanın savaş harcamaları
ülkelerin refah düzeyini geriletirken, gelirleri azalan insanlar dana az
seyahat eder oldu. Diğer yandan turizme yapılacak olan yatırımlar da
savaş bütçesine devredildi. Türkiye'nin o yıllardaki bütçenin neredeyse
tamamı temel tüketim maddeleri ve savaş sanayine ayrıldı.
1940 yılında dış turizmde görülen durgunluğun yanında
iç turizmde hafif bir hareketlenme yaşandı İstanbul'da kurulmuş olan
İstanbul'u Sevenler Grubu, yurtiçi turizm mirasının ve değerlerinin
korunması amacıyla üniversitelerle ortak çalışmalarda bulundu ve çeşitli
konferanslar verdi.
1940 yılının başında devlet içi turizm kurumları bir
değişiklik daha geçirdi. 1940 başlangıcında turizm dairesinin, Mutbuat
Umum Müdürlüğü'ne 1943 yılında da Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü'ne
bağlanması Türkiye turizminin turizm bakanlığına ulaşmasındaki
önemli adımlardan birini oluşturdu. Çünkü bu gelişmelerle turizmin bir
merkezi yönetim biçimi olmadığı, dolasıyla ülkemizin gelişimi için
reklam, tanıtım ve tutundurma faaliyetlerinin yapılması gerektiği kabul
edilmeye başlandı.
Turizmde tanıtım faaliyetlerinin biraz daha öne
çıktığı bu yıllarda, turizm sektörü önde gelenlerinin katıldığı bir
örgütlenme Türkiye turizminde yürütülen tartışmaların uzun süre
kaynaklığını yaptı. Ülke turizmindeki gelişmelerin ve potansiyellerin
değerlendirildiği Turizm Danışma Kurulları 1949 yılında hayata
başlarken, her yıl düzenli olarak yapılmaya çalışılan bu kurullar
sektörde uzun yıllar bir forum niteliğini taşıdı.
Devlet çekiliyor
Ikinci Dünya Savaş sonrası her ülkede olduğu gibi
Türkiye'de de bir dizi yatırım ve kalkınma planları hazırlandı. 1947
yılında hazırlanan taşımacılıktan tarıma kadar uzanan kalkınma planı
için ABD'den yardım istendi. ABD ancak istediği değişiklerin yapılması
sonucunda desteğini verdi. Bu planda, devletçilik ilke olarak
terkediliyor, özel sektöre ağırlık veriliyordu.
Bu dönemde Türkiye turizminin geliştirilmesi için
yurtiçinde ve yurtdışındaki uzmanlardan oluşan birçok komisyon
oluşturuldu. Özellikle yabancı uzmanların turizm hakkında verdikleri
raporlarda Türkiye ekonomisi içinde turizmin yüksek bir gelişme
potansiyeline sahip olduğu vurgulandı. Diğer yandan, bu tür çalışmaları
değerlendiren hükümet, turizmde özel sektörün rolünü artırmaya yönelik
çalışmalar başlattı. Bakanlıklararası Turizm Komisyonu, turizm
tesislerinin devlet eliyle değil, özel (yerli ve yabancı) sektöre, yerel
idarelere verilmesi durumunda bütçenin bu yükten kurtulabileceğini
karara bağladı. Aynı kararlar doğrultusunda yabancı turizm şirketleriyle
işbirliği yapılması ve finansmanın büyük bölümünün buralardan alınması
da esas alındı.
Turizmin gelişmesine paralel olarak devlet içinde
turizmle ilgilenen bölümler yeni görev tanımları içinde geliştirilmeye
çalışıldı. 1949 yılındaki hükümet programı çerçevesinde Basın ve
Yayın Genel Müdürlüğü Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğüne
dönüştürüldü ve turizm işleri bu müdürlük içindeki Turizm Dairesine
bırakıldı.
Turizmde devlet sektörünün ağırlığının azaltılması
çalışmaları 1950'li yılların başında somut girişimlerde kendini
gösterdi. Türkiye'de ilk defa düzenlenen Turizm Danışma Kurulu ve
bu kurulda alınan kararlar Türkiye turizminde özel sektörün ağırlığını
koymaya başladığı dönemi başlattı. Bu kurulda alınan karalar içinde,
özel sektörün önemini ve ağırlığını kabul eder nitelikte olanlar oldukça
önemlidir. Devlet ve özel kesim, bu kurulla görev alanlarını
belirlerken, devlet, turizmde düzenleyici ve teşvik edici kurum
niteliğine bürünmektedir. Özel kesimin ulaşamadığı alanlara devletin
yatırım yapması öngörülürken özel sektöre de üstyapı yatırımları,
personel eğitimi ve yabancı seyahat acentaları ile daha sıkı ilişkiler
kurmak ve propaganda yapmak görevleri verildi.
Bu yılların turizm kurumlarından biri de kurucuları
arasında Cihat Baban, Nedim Tör, Nadir Nadi ve Burhan Felek gibi
kişilerin bulunduğu 1949 yılında kurulan Türkiye Turizm Kurumu'dur.
Savaş ekonomisinden dünyanın biraz daha kurtulduğu
dönem olan 1950'li yıllar Türkiye açısından da yeni oluşumlara sahne
oldu. Türkiye turizmi bu yıllara yeni yasalar ve kurumlarla girdi.
Türkiye turizminin gelişimine paralel olarak, teşvik sistemlerinin
oluşturulması, turizme yeni kredi olanaklarının tanınması gibi bir dizi
faaliyetin çerçevesi çizildi.
Bu amaçlar çerçevesinde 1950 ve 1953 yıllarında
turizm kurumlarını teşvik kanunları çıkartıldı. Teşvik önlemlerinin
yanısıra turizmde alt ve üstyapı yatırımlarına kaynaklık etmek amacıyla
1954 yılında Türkiye Turizm Bankası kuruldu. Bu banka uzun yıllar
turizme açtığı kredilerle gerek altyapı gerekse üstyapının
oluşturulmasında önemli katkılar sağladı. Yine aynı dönem gelişmeleri
olarak 1954 tarih ve 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası ve
Turizm İşbirliği Nizamnamesi'nin geliştirilmesi sayılabilir.
Türkiye turizmi, bir yandan devlet diğer yandan özel
sektörün girişimleri sonucunda 1950'li yıllarda ivme kazandı.
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki NATTA, PASSRAPID, TUTTA gibi öncülerinin
yanısıra 1923 yılında Turing'in kurulmasıyla birlikte hız kazanan
seyahat acentalığı bu yıllarda gelişimi devam ettirdi. 1923 yılında 4-5
dolayında acentaya sahip olan Türkiye Turizmi 1950'li yıllara
gelindiğinde 100 dolayında acentaya ulaştı.
Türkiye'nin acentaları birer birer kurulmaya başladı.
1940'lı yılların sonu ve 50'li yılların başında, aralarında Doktoroğlu,
Moris, Hitit, H.W.Faustel, Globtur, Kontuar, Covo, Wan Der Zi
acentalarının ön sıraları aldığı bir dizi acenta faaliyete başladı.
1940'lı yıllardan 50'li yıllara dünya turizminde
yaşanan örgütlenme faaliyetlerinden etkilenen Türkiye, Türkiye Milli
Talebe Federasyonu TMTF adı altında gençlik turizminin yapılandığı bir
kuruma kavuştu. Aynı dönemde dünya çapında Uluslararası Öğrenci Gezi
Federasyonu ISTC, Uluslararası Gençlik Turizmi Organizasyonu FIYTO,
Uluslararası Öğrenci Değişimi Örgütü FIOCES, Uluslararası Gönüllü
Hizmetler Koordinasyonu Konfederasyonu CCIVS, Uluslararası Genç
Hostelciler Federasyonu IYHF, Öğrenci Hava Taşımacılığı Birliği SATA
gibi gençlik ve sosyal turizm örgüteri dünya ve Türkiye turizminde taze
bir rüzgar estirdiler. Özellikle TMTF Türkiye turizmi ve acentacılığı
için bir eğitim okulu oldu.
Dünyada turizm
1950'li yıllara gelinirken konaklama sektöründe
Türkiye Istanbul'da 164 adet otele sahipti. Bu otellerin 25 kadarı
turistik faaliyetlere uygun olarak nitelendirilirken her otelde ortalama
18 oda ve her odada ortalama iki yatak bulunuyordu.
Savaş ekonomisinin dayatmaları, sınırların kapanması
gibi bir dizi unsur Türkiye'ye gelen turist sayısında büyük düşüşler
meydana getirdi. 1950 yılında gelen turist sayısı 30 binlere kadar
geriledi. Aynı yıl Yunanistan'a 33 bin, İtalya'ya 3.5 milyon, İspanya'ya
ise 1 milyonun üzerinde turist girişi oldu. 1950 yılında Türkiye
turizmden 2.2 milyon dolar gelir elde ederken Yunanistan 25 milyon dolar
kazanıyordu. Bu yıl dünya turizmi 25 milyon kişiyi ağırlarken bu
turistler 2.1 milyar dolarlık turizm geliri yarattılar.
1950'li yılların bir diğer gelişmesi de, gönüllü
öğrencilerin kurduğu ve yurtdışından Türkiye'ye öğrenci grupları getiren
Türkiye Milli Talebe Federasyonu'nun (TMTF) kurulması oldu.
Dünyadaki benzer gençlik örgütlenmelerinin yapısını taşıyan federasyon,
sosyal ve öğrenci turizmi yanında acentaların nasıl kurulacaklarına
ilişkin kriterleri ortaya koymaya çalıştı. Kuruluş için teminat ve
ruhsatname alınması gibi yöntemleri denemeye çalıştı. Federasyonun
ayrıca folklor, gezi, tiyatro gibi sosyal ve kültürel faaliyetlerde
yoğunlaşan bir yapısı da bulunuyordu.
Yine 1950'li yıllarda kurulan Türkiye Milli
Gençlik Teşkilatı TMGT seyahat acentalığı alanında yaşanan en ciddi
deneyimlerden biri idi. TMTF,bünyesindeki Talebe Turizmi Komisyonu ile
de Turizm Danışma Kurullarında görev yaptı. TMTF'nin gençlik turizmine
yönelik en büyük katkılarından biri de 1965 yılında Istanbul'da yapılan
16. Uluslararası Öğrenci Turizmi Konferansı oldu.
TMTF gibi gönüllü çalışanlardan oluşan TMGT,
uluslararası alanda da dönemin gençlik örgütlerine (BITEJ ve ISTC) üye
idi. TMGT (Fransa ile birlikte) Doğu ve Batı Blokuna ayrılmış dünyanın
gençlerini bir araya getiren bu iki örgüte aynı anda üye olan bir
teşkilattı.
TMTF okulu
Türkiye'de turizm uzun yıllar hatta 1945'li yılarda
uçak bileti satmak gibi faaliyetlerde yoğunlaşan acentalarla gelişim
trendi yakaladı. Ancak organize olmuş ve kendi başına tur düzenleyebilir
duruma gelmek sektörde epey bir zaman aldı. Bu yıllarda Türkiye'nin
turizmine ve acentacılığa önemli katkıları bulunan Türkiye Milli Talebe
Federasyonu TMTF adında bir örgütlenmeye gitti.
Tamamen gönüllü insanların çalıştığı bu federasyon,
yurt dışından öğrenci getirilmesi ve bu insanların Türkiye'yi turlarla
gezdirilmesinde yoğunlaşıyordu. Folklar, tiyatro, gezi ve rehber
kursları gibi bir dizi faaliyeti bağrında barındıran bu kurum Türkiye
turizminde ortaya çıkan ilk ciddi örgütlenme hareketidir. TMTF kendi
bünyesi içinde turizm faaliyetlerini örgütlemek için bir de Turizm
Müdürlüğü'ne sahipti.
Işte bu bölüm, amatör rehber kurslarının açılması ve
ülkeye rehber yetiştirilmesi konularında önemli sayılabilecek
faaliyetlerde bulundu. Bu kurslardan yetişen öğrencilerin çoğu halen
acentacılık faaliyeti sürdürmektedir. 1950-60 döneminde bu kurslardan
yaklaşık olarak 500 kadar rehberin yetiştirildiği öne sürülüyor. TMTF
1955-60 döneminde yılda ortalama 1500 öğrenciye Türkiye'de gezi
olanakları sunuyordu.
1950'li yıllarda faaliyetlerini geliştiren TMTF yurt
çapında gezileri yoğunlaştırdı. Türkiye'ye o zaman gelenler Fransa,
Almanya ve ABD gibi ülkelerden yola çıkarken, Türkiye'de turizmin
şimdikinden çok farklı bir yapısı vardı.
Bu insanlar, kültürel ve sosyal turizme ilgi
gösteriyor ve gezilen yerler klasik deniz-kum-güneş mekanları değil daha
ziyade köy ve kasabalardan oluşuyordu. Bu dönemin broşürlerinde kültür
ağırlıklı imgeler ön plana çıkıyordu. Doğa, kültür ve medeniyet ve hatta
dini merkezlerin rahatlıkla ziyaret edileceği zengin kaynaklarımız
turizmde ön plana çıkan ürünlerimizdi.
Turizm alanında ve özellikle de sosyal alanda
faaliyetlerini yoğunlaştıran TMTF tipi örgütlenmeler dönemin siyasi
otoritelerinin genel karakteristiği olan sürtüşmelerden kurtulamadı.
TMTF'nin çalışmaları 1950'li yıllar boyunca da hızla gelişti ve
serpildi. Ancak, 1957 yılında Oktay Alpin'in başkan olmasından sonra,
turizm sektörü ve Demokrat Parti iktidarı TMTF'ye müdahale etmeye
başladı. 1958 yılında TMTF kongresine müdahale eden DP'liler, hem turizm
hem de acentacılığın gelişimi sürecinde bir dağılma dönemini başlatmış
oldu. Bu yıllarda DP'nin ağırlıkta olduğu Milli Türk Talebe Birliğini
MTTB kuruldu.
TMGT okulu
1940'lı yıllardaki Türkiye Milli Talebe Federasyonu
TMTF'nin bir devamı niteliğinde olan Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı
TMGT , o zaman tüm dünyada ve her alanda örgütlenmeye başlayan bir
gençlik kuşağının ülkemizdeki eşdeğer kurumu niteliğindedir. O yüzden
TMGT kendi döneminin dünya görüşünü sergiler.
Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı TMGT, Devrim
Ocakları, Kadınlar Birliği, Teksif ve Türkiye İzciler Birliğinden oluşan
bir örgüttü. 1980 Askeri Darbesiyle kapanana kadar TMTG, turizm de dahil
olmak üzere, Türkiye gençliğinin gereksinim duyduğu her alanda bir
öğretim kurumu gibi çalıştı. Folklörden trafik eğitimine, izcilikten
rehber kurslarına kadar bir dizi alanda faaliyet gösterdi.
TMGT, TMTF'ye benzer bir biçimde, yabancı dilde
eğitim yapan lise ve dengi okullardan aldı kaynağını. Yabancı dil bilen
her kesimden öğrencinin gerek sosyal gerekse bireysel güdülerini
doyurabileceği bir alan olan bu örgütlenmeler, gönüllü bir çalışma
grubunun havasını taşıyordu. Öğrenciler boş zamanlarında turizm
faaliyetleri başta olmak üzere birçok alanda faaliyet gösterirdi.
Üniversitelerden de katılım yüksekti. Türkiye'nin turizmine TMGT'nin
yaptığı katkıların bir örneği 1977 yılında Türkiye'nin her yerinde aynı
anda 66 otobüsle tur düzenlenmesidir. Bu turlarda 400 grup ağırlandı ve
her grup 30-40 kişiden oluşuyordu. TMGT bir yılda 8 bin dolayında
öğrenci ve turisti ağırlayabiliyordu.
Turizme verdiği ağırlığı açtığı rehberlik kurslarıyla
da gösteren TMGT, bu kurslarda üniversitelerden bu işin uzmanı hocaları
çağırıyordu. Kurslar için gerekli olan kaynağın bir kısmı öğrencilerden
kayıt ücreti olarak alınırken, büyük bölümü yürütülen faaliyetlerden
elde edilen komisyonlardan sağlanıyordu.
Gönüllü çalışan öğrencilerin gerek kart satışlarından
gerekse sembolik olarak aldığı paralardan başka hiçbir gelir kaynakları
yoktu. Bu paraların çoğu zaman verilemediği dahi olurdu.
Bu dönemde gerek TMGT gerekse TMTF'nin yurt dışından
getirdiği öğrenci ve turistler birkaç otelin dışında genellikle öğrenci
yurtlarında konaklatılıyordu. Balıkesir, Eskişehir öğrenci yurtları o
dönemlerin en gözde konaklama tesisleriydi. Bu kuruluşlar öğrenci
yurtlarının yanısıra Ankara, Antalya ve Kapadokya gibi bazı bölgelerde
Turizm ve Tanıtma bakanlığına ait binaları belirli anlaşmalar
çerçevesinde konaklama tesisi olarak kullanıyordu.
Ancak TMGT'nin özgünlüğü TMTF gibi gelen turistlerin,
götürülen köyler ve yörelerde geleneksel evlerde konaklatılmasıydı.
Konaklama tesislerin çok yetersiz olduğu o tarihlerde gidilen köy ve
kasabalarda ev sahiplerine evlerini hostel türü konaklama yerlerine
dönüştürmelerinin olanakları aranıyor buralardaki insanlara bu yönde
çalışmaları öneriliyordu.
O dönemde konaklama tesislerinin yetersizliği
sorununun yanında ulaşım olanaklarının çok yetersiz olması, turistik
gezilerin kalitesini düşürüyordu. Örneğin, Nemrut Dağı'na geziye
götürülen turistler belirli bir yüksekliğe kadar jiplerle ondan sonra
ise katırlarla taşınıyordu.
Diğer yandan ulaşım araçları da son derece
sınırlıydı. Genellikle yarım burunlu mersedes tipi arabalar kullanılır
bunlarla yapılan yolculuklar çok zaman alırdı. O dönemin bir diğer
sorunu da Telefon gibi iletişim araçlarının yetersiz düzeyde olmasıydı.
O dönemin sorunlarının ne derece ağır olduğunu bir Fransız turistin
ölümünü haber vermek aşamasında çekilen zorluklar ortaya koyuyor. Bu
turistin ailesine haber verebilmek için bir gün telefonun bağlanması
beklendi.
TMGT ve TMTF Türkiye turizmine hem sayısal hem de
niteliksel bir dizi değişim getirdi. O dönemlerde getirilen
yeniliklerden biri şu anda bütün dünyada uygulanan vadelii ödeme
olanaklarına ilişkindi. TMGT'nin başlattığı bu uygulamada peşin ödeme
yerine kupon usulü ödeme gerçekleştiriyor, otel ve diğer turistik
birimlere ödenen paralar vadeye bağlanıyordu. O dönemin iktisadi
koşullarının ve özellikle enflasyonun bu denli yüksek olmadığı bir
süreçte otelciler ve lokantacılar bu kuponları bir yıl sonra TMGT'den
tahsil ediyorlardı.
Türkiye turizminin ve bir anlamda
acentacılığının/operatörlüğünün gelişiminde çok önemli yeri olan TMGT,
bünyesinde bugün çok yakından tanıdığımız kişileri de barındırıyordu.
Bunlardan bazıları bugün seyahat başta olmak üzere birçok alanda
faaliyet gösteriyor. Bülent Akarcalı, Mehmet Ali Birand'dan Erdoğan
Alkin'e kadar birçok kişi TMGT bünyesinde uzun yıllar çalışırken TMGT
yurtdışında da (Belçika'da da bir yurtdışı temsilciliğe sahipti) birçok
bağlantıya sahipti.
BITS, BITEJ, FIYTO ve ISTC'nin üyesi olan TMGT
1970'li yıllarda Türkiye genelinde 16 öğrenci yurdu ve konaklama
birimlerinde hizmet verirken dünyanın diğer gençlik örgütleri içinde
İngiltere ve İsviçre 64'er tane konaklama tesisini gençlik turizmine
açıyordu. TMGT'nin getirdiği öğrencileri barındırdığı yerlerin başında,
Adana Erkek Yapı Enstitüsü, Adana Erkek yurdu, Afyon Lisesi, Ağrı Naci
Göyçe Lisesi, Amasya Kız Öğretmen Okulu, Ankara Yenişehir Sağlık Koleji,
Artvin İlköğretmen Okulu, Bursa Aykaç Öğrenci Yurdu, Denizli Lisesi
Pansiyonu, Edirne Lisesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Istanbul Youth
Hostel, Yücel Turist Hostel, Izmir Türk Eğitim Derneği ve Ürgüp Sivritaş
Öğrenci Yurdu geliyordu.
Bu konkalama tesislerinde fiyatlar, 1976 yılı için
yalnızca yatak için 7 ile 30 TL arasında değişirken, yatak+kahvaltı
15-30 arasında idi.
TMGT ile gelen öğrencilere demiryolları ve
denizyollları ile yapacakları turlarda yüzde 10 ile 40 arasında indirim
sağlanırken aynı dönemde THY, uluslararası uçuşlarda yüzde 60'a varan
indirimler veriyordu.
1970'li yıllarda İstiklal Caddesi Tünel 471/2
numaralı binada merkezi olan TMGT'nin Istanbul Aksaray ve Ankara
Yenişehir'de ofisleri vardı.
1957 yılına gelindiğinde Türkiye turizminde yeni bir
aşamaya girildi. Bu yıl, tanıtım ve propoganda faaliyetlerinin bir
bakanlık hizmetinde daha etkin olacağı görüşünden hareketle Basın
Yayın ve Turizm genel Müdürlüğü Bakanlık haline getirildi. Bu
gelişmelerin ardından 1963 yılında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı
kuruldu. Bu bakanlık daha sonra Turizm ve Kültür Bakanlığına
dönüştürüldükten sonra sektördeki gelişmeler 1989 yılında bu bakanlığın
Turizm ve Kültür bakanlıklarına ayrılmasına yol açtı.
1960'lı yıllara gelindiğinde Türkiye turizmi, yıllık
yüzde 15'lik artışla 94 bin dolayında turistin geldiği bir aşamaya
geldi. Türkiye gelen turist sayısı 1950 yılında 1960 yılına 2.5 kat
artarken, bu yıl dünya turizmine konu olan kişi sayısı da 1.7 kat artış
kaydetti. Aynı dönemde Türkiye'nin turizm gelirleri 1.7 kat artarak 6
milyon dolar düzeyine çıkarken Dünya turizm gelirleri 2.2 kat artarak
6.8 milyar dolara yükseldi.
1950-60 döneminde Yunanistan'a gelen turist 10 kat
artarak 340 bine, Italya'ya gelenler ise 1.5 kat artarak 9 milyona
ulaştı. Diğer yandan Ispanya'ya gelen turist sayısı da 6 kat artarak 6
milyona ulaştı. Aynı dönemde Yunanistan turizm gelirini 1 kat artırarak
47 milyon dolara, Italya 2 kat artırarak 642 milyon dolara ve Ispanya 5
kat artırarak 300 milyon dolara yükseltti.
6 milyon dolarlık gelir Türkiye'nin toplam ihracat
geliri olan 320 milyon doların yalnızca yüzde 1.5'i kadardı. Diğer
Avrupa ülkelerinin ise kazancı ortalama 400 milyon dolar civarındayken
turizm gelirlerinin ihracat gelirleri içindeki payı da yüzde 19
dolayında idi.
1960 yılı bütçesine göre Türkiye'nin 1950 yılında 15
adet turistik otel bulunuyordu. Bu otel sayısı 60 yılı başında 50
kadardı. 1950 yılında bu otellere ait yatak sayısı 1650 iken 1960
yılında bu rakam 6163'e çıktı. Aynı dönemde İIngiltere, İtalya ve
Almanya turistik otellerinin yatak sayısı 1 milyonun üzerindeydi.
Yunanistan'ın ise 50 bin yatağı bulunuyordu.
1960'lı yılların turizmle ilgili bir diğer kuruluşu
da, kuruluş amacı tarihi ve kültürel zenginliklerin tanıtılması olan
İstanbul Muallimler Turizm Cemiyetidir.
Yine 1960 yılında 1954'de kurulan Türkiye Turizm
Bankası sermayesini TC Turizm Bankası AŞ'ye devretti. Bu banka ise
faaliyetine 1962 yılında başlayabildi.
1950'li yılların sonuna doğru Türkiye seyahat
acentalığı sektörü hızlı bir gelişme kaydetmeye başladı. Her yanda
acentalar kurulmaya başlanıyordu. Bunun yanında yabancı kökenli acenta
ve operatörler de Türkiye'ye olan ilgisini artırıyordu. Kurulan seyahat
acentaları, sektöre çeki düzen vermek için kendi aralarında bir
örgütlenme gereksinimini tartışmaya açtılar.
1950'li yılların sonuna doğru sektörde meydana gelen
canlanma acentaları yeni bir örgüt kurmaya teşvik etti. Bu dönemde IATA
acentaları ve diğer acentalar bir cemiyet kurma kararı aldı. Yeni
kurulan bu cemiyetin adı Türkiye Seyahat Acentaları Cemiyeti (TÜSTAC)
oldu. Bu Cemiyet 1970'li yıllara kadar faaliyetlerini devam ettirdi.
Türkiye'nin ilk turistik eğilim anketi
1963 yılında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'nın
kurulmasının ardından biraz daha kurumsallaşan Türkiye Turizmi, ilk
ciddi araştırmasını 1965 yılının Temmuz ayında yaptı. Bu dönemde, Turizm
ve Tanıtma bakanlığı ve DİE tarafından ortak yürütülen ankette
Türkiye'nin ilk Turistik Eğilim araştırması gerçekleştirildi.
6 ilin kapsandığı ankette 2471 turist ile 17 sorudan
oluşan bir çalışma gerçekleştirildi. Anketin Türkiye'ye gelen turistler
içinde ancak yüzde 1'ini kapsaması kesin sonuçların alınmasını engeller
niteliktedir ancak yapılan ilk çalışma olması nedeniyle Türkiye turizmi
hakkında birçok önbilgiyi sağlamaktadır.
Anket sonuçlarına göre 2471 ziyaretçinin yarısında
fazlası Türkiye'ye tatil ve eğlence amacıyla geldiğini belirtirken, yine
bunların tamamı Türkiye'ye ilk defa ayak bastılar. Anketin sonuçlarından
acentacılık sektörünü yakından ilgilendiren biri de gelen kişilerden
658'nini (yani yüzde 30'u) acentalarla Türkiye'ye geldiklerini
belirtmesi oldu. 1509 kişi ise kendi başlarına seyahate katıldı.
Yine ankete katılanlardan 202 tanesi yani yüzde 9'u
Türkiye'ye gelişlerinde acentalardan tavsiye aldıklarını belirtti.
Arkadaş ve akraba tavsiyesi ile Türkiye'ye gelenlerin sayısı da 740
dolayında. Diğer yandan Türkiye'ye gelişlerde, dergi veya gazete
reklamını veya radyo ilanlarını dikkate alanların sayısı da çok düşük
idi. Ancak burada unutulmaması gereken ankete katılanların neredeyse
tamamının Türkiye gelişlerinde en belirgin faktörün fiyat uygunluğu
olduğunu vurgulaması idi.
İlk turizm anlaşması
Türkiye Cumhuriyeti 1960'lı yıllarda uluslararası
iktisadi işbirlikleri ve anlaşmaları çerçevesinde ilk turizm işbirliği
sözleşmesini de gerçekleştirdi. 1964 yılının ekim ayında Bulgaristan'la
Sofya'da ikili bir işbirliği anlaşması yapıldı. Bu anlaşmayı 1965
yılında Yugoslavya, 1966 yılında ise Ürdün ve Irak ile yapılan
anlaşmalar izledi. 1968 yılında da Mısır ve Lübnan ile ikili işbirliği
çerçevesi çizildi.
1964 yılında 1980 yılına kadar yukarıda sayılanların
dışında Balkan ülkeleri, Yunanistan, Cezayir ve Almanya olmak üzere dört
anlaşma daha gerçekleştirildi. 1980 yılında bugüne 33 kadar yeni anlaşma
da yürürlüğe girdi.
Seyahat acentalığı sektörünün TÜSTAC altında
tarihinde ilk defa bir örgütlülüğe gitmesi, sektörün yaratıcısı olan
acentalara sektör hakkında söz söyleme olanaklarını da verdi.
Acentacılığın hangi kriterler üzerinde oturması gerektiğinden sektörün
daha iyiye nasıl götürülebileceğine kadar bir dizi sorun üzerinde süren
tartışmalarda bir ilgi odağı haline gelen TÜSTAC'ın yaptırımlarının
kısıtlı olması, örgütlülüğün ilk yıllarının oluşu ve deneyim
yetersizliği gibi bir dizi faktörden dolayı sektörde fazla etkili
olmadığı görüşü hakim olmaya başladı.
Sektörün hızlı gelişimi daha dinamik ve etkin bir
örgütlenmeyi gerektirirken acenta sahipleri de TÜSTAC'ın yeniden
yapılandırılması konusunda çalışmalara başladı. Bu süreçte TÜSTAC'ı daha
etkin kılmak için yola çıkan acentalar 1969-1970 döneminde TÜSTAC'ın
yapısını değiştirdi. Bu ideallere sahip alternatif bir grup seçimleri
kazanarak TÜSTAC ve acentacılığın yeni bir döneme girmesinde ilk
adımları attı. Bu tarihten sonra TÜSTAC deneyimlerin verdiği ivme ile
daha dinamik bir yönetim içine girdi. 1969-1970 döneminde, TÜCTAC
kongresine katılan alternatif grup içinden, Orhan Koraltan Başkan,
Metin Sayalı Ikinci Başkan, Çetin Kayra Genel Sekreter oldu. Boğaç Yar,
Jak Kasar, Aydın Turaman, Cevat Uğurdağ, Ferit Epikmen de diğer yönetim
kurulu üyeleri oldular.
Bu yıllarda gerek acenta sayısı gerekse bu
acentaların pazarları hızlı bir gelişme kaydederken, sektör karşılaştığı
sorunları çözebilmek ve daha iyi örgütlenebilmenin yollarını aramaya
başladı. Bir yanda sektördeki acentaların yasal bir çerçeveye kavuşması
diğer yanda turizm sektörünün böyle bir yapı içinde acilen örgütlenmesi
gerekliliği bu arayışların 1970'li yılların başında beklenmedik bir
biçimde sonuçlanmasına neden oldu. Yıllarca devlet kademesinden destek
göremeyen kurumlar artık bir ortak çatı altında toplanacak ve sektörün
asıl sahipleri sektör üzerinde söz sahibi olmaya başlayacaklardı. 1972
yılında bu arayış kendisini Türkiye Seyahat Acentaları Birliği'nde
(TÜRSAB) somutlaştırdı.
Giderek deneyim kazanan ve gerek yurtiçinde gerekse
yurtdışında bağlantılarını artıran ve aynı ölçüde hacmi genişleyen
seyahat acentaları 1967 yılına kadar kendi kimliğini ortaya koyacak
yasal bir zemine kavuşamadı. 1972 yılındaki yasal düzenlemeye kadar bir
dizi küçük restorasyon süreçlerinden geçen seyahat acentalığı sektöre
girmeye başlayan yabancı ve yerli acentalarla yeni bir dinamizm içine
girdi.
1955 yılında Bakanlar Kurulu düzeyinde ilk ciddi
çalışmalar yapılırken, acentalar, 5705 sayılı "Turizm Büro ve
Seyahat Acentaları Hakkında Talimatnameye" göre Basın-Yayın ve
Turizm Genel Müdürlüğü'nden Ruhsatname almaya başladılar.
Bugün acentalara verilen bu ruhsatnameden kaç adet
verildiği tam olarak bilinmezken, elimizde bulunan ruhsat sayılarından
578 tane acentanın bu ruhsatlardan aldığını biliyoruz. Ancak bu rakam
tam olarak acenta faaliyeti yürüten firmalara ait değildir. Daha
önceleri acentacılık ile otobüs işletmeciliği gibi faaliyetlerin
birbirinden ayrılmamış olması tam olarak acenta sayısının ne olduğu
hakkında bilgi edinmemizi kısıtladı.
Diğer yandan bazı çalışmalardan biliyoruz ki, 1968
yılına gelindiğinde Türkiye Seyahat Acentası pazarında 281 tane acenta
faaliyet yürütmekteydi. Ancak 5705 sayılı talimatta, acentalarla otobüs
işletmeleri arasında ciddi bir ayrım yapılmadığı gibi acenta türlerinde
de bir sınıflamaya gidilmemişti.
Sektörde düzensizlikler yaratan bu sorunun çözülmesi
için 22 Nisan 1968 tarihinde 6068 sayılı Turizm Endüstrisi Teşvik
yasasının 34.maddesine dayanılarak otobüs işletmelerine ruhsat
verilmeyeceği karara bağlandı. Böylece 281 acentadan 155'inin
ruhsatı iptal edildi ve acentaların sayısı 126'ya düştü.
1970'li yıllara gelindiğinde, Bakanlıktan ruhsatname
alan acentaların sayısı 179'a yükselirken, acentaların yüzde 65'i
Marmara, yüzde 15'i Ege, yüzde 18'i Iç ve Güney Anadolu bölgelerinde
bulunuyordu. Öte yandan, Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'nın 1618 sayılı
yasa yürürlüğe girmeden önce eski yasa gereğince ruhsatname verdiği
acenta sayısına ilişkin kesin bir veri olmamasına karşın, 1618 sayılı
yasanın ardından verilen belge numaralarının 701'den başlatılmış olması
bize daha önce 700 kadar ruhsatnamenin verilmiş olabileceği önyargısına
taşıdı.
1970 yılında dünya genelinde seyahat eden turist
sayısı, 1960 yılına göre, 1.5 kat artarak 165 milyona ulaşırken
Türkiye'ye gelen turist sayısı 7.5 kat yükselerek 724 bine ulaştı. Aynı
dönem içinde dünya turizm gelirleri 2 kat artarak 17 milyar dolara
ulaşırken Türkiye'nin turizm gelirleri 7.5 kat dolayında gelişme
kaydederek 51 milyon dolar oldu.
Aynı dönemler içinde Yunanistan, Italya, Ispanya ve
diğer Avrupa ülkelerine gelen turist sayısı ise ortalama 1-1.5 kat artış
gösterdi. Turizm gelirlerindeki artışlar da yaklaşık olarak aynı
düzeydeydi.
1970'li yıllarda dünya karşısında bu durumda olan
Türkiye'nin Turizm Işletme belgeli 292 tesisi bulunurken bu tesislerde
toplam 25 dolayında yatak vardı. Bu artışla Türkiye tesis sayısını 4.8
kat yatak sayısını da 3.1 kat artırdı. 1964 yılında yapılan bir
çalışmaya göre de Türkiye 100 binin üzerinde yatak kapasitesine
sahiptir. Aynı dönemde Italya, Ispanya 400 bin, Yunanistan 1 milyon ve
Almanya 600 bin yatak kapasitesine sahiptir.
Yine 1960'lı yılların ortasında hazırlanan bir rapora
göre Türkiye çapında seyahat eden 1 milyon yerli turist ortalama 6-7 gün
kalma süresi ve 40 TL'lik harcaması ile ülkemize 280 milyon TL'lik bir
pazar sunmaktadır.
TÜRSAB yasası
TÜSTAC'ın yeni yönetim kurulu Cemiyetin ve seyahat
acentalarının bir yasaya kavuşması için çalışmalar başlattı. Kısa bir
süre içinde yoğun çalışmaların ardından Fransız Seyahat Acentaları
Birliği SNAV'ın kuruluş yasasını inceleyen TÜSTAC buradaki bazı
maddeleri Türkiye koşullarına uyarlayarak ilk yasa taslağını ortaya
koydu.
Ancak o dönemin sorunlarının başında gelen,
Bakanlığın turizme yeterli ilgi ve desteği göstermediği kaygısı, bir
yandan çalışmalara katılanların sayısını sınırladı diğer yandan
çalışmalardan çıkacak olan sonucun olumsuz olacağı yönünde bir görüşün
doğmasına neden oldu.
Ancak çalışmalar beklenmedik biçimde Meclis ve
Senatoda yapılan kulis çalışmalarının ardından bu iki kurumdan geçerek
yasalaştı. Adı Türkiye Seyahat Acentaları Birliği TÜRSAB olan yeni
cemiyette, TÜSTAC'da seçilen yeni yönetim kurulu 1.kongreye kadar
görevini devam ettirdi.
Gecmişin deneyimleri 1618 sayılı yasası ile yasal bir
zemin kazanırken seyahat acentalığı sektörü de geçmiş dönem
yapılanmasının yanında yasal zeminin verdiği destekle de ciddi bir
yapılanma içine girdi.
1973 yılında Harbiye Cumhuriyet Caddesinde kiralanan
bir büro ile faaliyetine başlayan TÜRSAB aradan geçen 25 yıl içinde
kurumsal yapısını geliştirerek oluşturduğu Bölgesel Yönetim Kurulları
ile merkezileşmiş bir yapıdan yerinden yönetim temellerinde örgütlenen
bir yapı ortaya koydu. Yaşama 100 dolayında üye başlayan TÜRSAB bugün
4300'ü aşkın üyesiyle dünyanın en büyük seyahat acentaları birlikleri
arasında yer almayı başardı. Üye sayısını her yıl yüzde 20 dolayında
artıran TÜRSAB üyelerine verdiği hizmet ve ürünleri de hızla
geliştiriyor.
Ilk yönetimini 1973 yılında oluşturan TÜRSAB o yıldan
bu güne 15 yönetim yaşadı. Her yönetim döneminde biraz daha güç kazanan
kurum, yönetim, personel, çalışma yasası, üye sayısı gibi bir dizi
kritere göre bugün dünyanın en büyük 5. birliği konumundadır.
ÖZETİ
DÜNDEN BUGÜNE TÜRKİYE TURİZMİ VE
SEYAHAT ACENTELİĞİNİN GELİŞİMİ
Osmanlı'nın son dönemlerinde bireysel girişimler
düzeyinde başlayan turizm yapılanması Cumhuriyetin ilk yıllarıyla
birlikte kurumsal örgütlenmeye doğru adım attı. 1923 yılında Atatürk'ün
de önderlik ettiği Türkiye Seyyahın Cemiyeti (Bugünkü Turing
Otomobil Kurumu) ile ilk ciddi kurumsallaşma deneyimi başlatıldı.
Turing, Türkiye'nin ilk tanıtım afişleri, yol haritaları, otel
rehberleri ve broşürleri gibi ilklere imza attı.
Turizmle ilgili bir diğer alan olan havacılık,
Cumhuriyet döneminde Türkiye Tayyare Cemiyetinin kurulmasıyla ilk
adımlarını attı. 1925 yılında kurulan Cemiyet 1933 yılında Türk
Havayolları İşletme İdaresi adını aldı.
1930'lu yıllara gelinirken Türkiye'ye gelen turist
sayısı 45-50 bin dolayına çıktı ve turizm sektörü hükümetler düzeyinde
de dikkate alınmaya başlandı. 1930 yılında Dahiliye Vekaleti Emniyeti
Umumiye Müdüriyeti bünyesinde turizm işleriyle ilgili bir şube
kuruldu. Aynı yıl İstanbul Belediyesinde İktisat İşleri Müdüriyeti'ne
bağlı bir Turizm Şubesi açıldı. Bu yılın en önemli olayı da
Uluslararası Turizm Birliği (AIT) Kongresinin İstanbul'da yapılması
oldu.
Gelişmelerin ardından Türkiye'de turizm ilk kez
Şakir Bey'in İktisat Vekilliği döneminde hükümet programı ve bütçesine
girdi. Ardından Celal Bayar'ın İktisat Vekaleti döneminde yeniden
ele alındı. Artık turizmle ilgilenen ayrı bir birimin kurulması
gerekliliği kabul edildi ve 1934 yılında ilk kez İktisat Bakanlığının
Dış Ticaret Dairesine bağlı Türk Ofis adında bir büro
kuruldu.
Ardından 1937 Celal Bayar hükümetinde, Vedat Nedim
Tör'ün başında olduğu İktisat Bakanlığı içinde bir Turizm
Müdürlüğü kuruldu. Bu müdürlüğün gerçekleştirdiği birkaç faaliyet
arasında turist girişlerine ilişkin yasal düzenlemeler kayda değer ilk
çalışma olarak nitelendirilir. Kurumlarıyla yavaş yavaş gelişmeye
başlayan Türkiye turizmi 1938 yılında yeni bir birime kavuştu. Bu
yıl Türk Ofis'in Neşriyat ve Propaganda Servisi içinde bir
Turizm Masası kuruldu.
Merkezi örgütlenmenin yanında bu yıllarda yerel
idarelerde de turizm örgütlenmesine ilişkin gelişmeler kaydedildi.
İstanbul'a turist akının artmasıyla birlikte geliştirilen İstanbul
Belediyesi Turizm Şubesi, Bursa Belediyesi Turizm Şefliği, İzmir Fuarı
Kültür Park ve Turizm Müdürlüğü bunların başında sayılabilir. Bu
yıllarda konaklama sektöründeki örgütlenmelerin başında Otelciler ve
Hancılar Cemiyeti geliyor.
1939 yılında Turizm Müdürlüğü, Ticaret
Bakanlığına bağlı Turizm Dairesine dönüştürüldü. Diğer yandan
turizmin devlet bakanlıkları içindeki yerinin tam olarak belirlenemediği
bu dönemde, turizmin ülke ekonomisine katkısının daha iyi
değerlendirilmesi ve gelişmelerin bütün devlet birimleri tarafından
izlenebilmesi için Bakanlıklararası Turizm Komisyonun kuruldu.
1940 İstanbul'da kurulmuş olan İstanbul'u Sevenler Grubu, yurtiçi
turizm mirasının ve değerlerinin korunması amacıyla üniversitelerle
ortak çalışmalarda bulundu ve çeşitli konferanslar verdi.
1940 yılının başında devlet içi turizm kurumları bir
değişiklik daha geçirdi. 1940 başlangıcında Turizm Dairesi'nin,
Matbuat Umum Müdürlüğü'ne 1943 yılında da Basın ve Yayın Genel
Müdürlüğü'ne bağlanması Türkiye turizminin Turizm
Bakanlığı'na ulaşmasındaki önemli adımlardan birini oluşturdu.
Turizmde tanıtım faaliyetlerinin biraz daha öne
çıktığı bu yıllarda, turizm sektörü önde gelenlerinin katıldığı bir
örgütlenme Türkiye turizminde yürütülen tartışmaların uzun süre
kaynaklığını yaptı. Ülke turizmindeki gelişmelerin ve potansiyellerin
değerlendirildiği Turizm Danışma Kurulları 1949 yılında hayata
başlarken, her yıl düzenli olarak yapılmaya çalışılan bu kurullar
sektörde uzun yıllar bir forum niteliğini taşıdı. Turizmin gelişmesine
paralel olarak devlet içinde turizmle ilgilenen bölümler yeni görev
tanımları içinde geliştirilmeye çalışıldı.
1949 yılındaki hükümet programı çerçevesinde Basın
ve Yayın Genel Müdürlüğü Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğüne
dönüştürüldü ve turizm işleri bu müdürlük içindeki Turizm Dairesi'ne
bırakıldı. Bu yılların turizm kurumlarından biri de kurucuları arasında
Cihat Baban, Nedim Tör, Nadir Nadi ve Burhan Felek gibi kişilerin
bulunduğu 1949 yılında kurulan Türkiye Turizm Kurumu'dur.
1950 ve 1953 yıllarında turizm kurumlarını teşvik
kanunları çıkartıldı. Teşvik önlemlerinin yanısıra turizmde alt ve
üstyapı yatırımlarına kaynaklık etmek amacıyla 1954 yılında Türkiye
Turizm Bankası kuruldu. 1940'lı yıllardan 50'li yıllara dünya
turizminde yaşanan örgütlenme faaliyetlerinden etkilenen Türkiye,
Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) adı altında gençlik
turizminin yapılandığı bir kuruma kavuştu. Aynı dönemde dünya çapında;
Uluslararası Öğrenci Gezi Federasyonu (ISTC),
Uluslararası Gençlik Turizmi Organizasyonu (FIYTO),
Uluslararası Öğrenci Değişimi Örgütü (FIOCES),
Uluslararası Gönüllü Hizmetler Koordinasyonu
Konfederasyonu (CCIVS),
Uluslararası Genç Hostelcileri Federasyonu (IYHF),
Öğrenci Hava Taşımacılığı Birliği (SATA)
gibi gençlik ve sosyal turizm örgütleri dünya ve
Türkiye turizminde taze bir rüzgar estirdiler.
Özellikle TMTF Türkiye turizmi ve acenteciliği için
bir eğitim okulu oldu. Yine 1950'li yıllarda kurulan Türkiye Milli
Gençlik Teşkilatı TMGT seyahat acenteliği alanında yaşanan en ciddi
deneyimlerden ve belki de bir anlamda, Türkiye'nin seyahat acentelerinin
kaynaklığını yapan bir okul niteliğini taşıdı. TMTF Talebe Turizmi
Komisyonu ile de Turizm Danışma Kurullarında görev yaptı.
TMTF'nin gençlik turizmine yönelik en büyük katkılarından biri de 1965
yılında İstanbul'da yapılan 16. Uluslararası Öğrenci Turizmi
Konferansı oldu.
1955 yılında Bakanlar Kurulu düzeyinde ilk ciddi
çalışmalar yapılırken, acenteler, 5705
sayılı "Turizm Büro ve Seyahat Acenteleri
Hakkında Talimatnameye" göre Basın-Yayın ve Turizm
Genel Müdürlüğü'nden Ruhsatname almaya başladılar. 1957 yılına
gelindiğinde Türkiye turizminde yeni bir aşamaya girildi. Bu yıl,
tanıtım ve propaganda faaliyetlerinin bir bakanlık hizmetinde daha
etkin olacağı görüşünden hareketle Basın Yayın ve Turizm Genel
Müdürlüğü "Bakanlık" haline getirildi.
1960'lı yılların turizmle ilgili bir diğer
kuruluşu da, kuruluş amacı tarihi ve kültürel zenginliklerin
tanıtılması olan İstanbul Muallimler Turizm Cemiyetidir. Yine
1960 yılında 1954'de kurulan Türkiye Turizm Bankası sermayesini TC
Turizm Bankası AŞ'ye devretti. Bu banka ise faaliyetine 1962 yılında
başlayabildi.
Bu gelişmelerin ardından 1963'te Turizm ve
Tanıtma Bakanlığı kuruldu. Bu bakanlık daha sonra Turizm ve
Kültür Bakanlığı'na dönüştürüldükten sonra sektördeki gelişmeler
1989 yılında bu bakanlığın Turizm ve Kültür bakanlıklarına
ayrılmasına yol açtı.
1950'lerin ikinci yarısında Türkiye Seyahat
Acenteleri Cemiyeti (TÜSTAC) kuruldu.
Bu Cemiyet 1970'li yıllara kadar faaliyetlerini
devam ettirdi.1972 yılında Fransız Seyahat Acentaları Birliği
(SNAV) yasasından yararlanılarak 1618 sayılı yasa çıkarıldı. Bu
yasa seyahat acentalarının çalışma düzenini ve Türkiye Seyahat
Acentaları Birliği (TÜRSAB) 'ın kuruluşunu öngörüyordu.
1618 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi ile seyahat
acenteliği faaliyetinde bulunabilmek için TÜRSAB'a üyelik zorunlu
kılındı. TÜRSAB çalışmalarını İstanbul'daki Genel Merkezin yanında
Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde faaliyet gösteren 15 Bölgesel
Yürütme Kurulları ile yürütüyor. TÜRSAB'ın ayrıca Brüksel'de
bir temsilciliği var. TÜRSAB şu anda 3200'ü aşan üye sayısı ile
dünyanın en çok üyeye sahip 5. Birliğidir.
TÜRSAB faaliyetlerinin gereksindiği parasal
kaynağı seyahat acentelerinin kuruluşunda aldığı giriş ve yıllık
olarak ödedikleri üyelik aidatları sağlıyor TÜRSAB 1618 sayılı
yasanın da kendisine yüklediği görev gereği ulusal ve uluslararası
alanlarda turizm sektörünü temsil ediyor. TÜRSAB'ın kurum olarak
Türkiye'yi temsil ettiği uluslararası kuruluşlar arasında
Uluslararası Tur Operatörleri Federasyonu (IFTO), Dünya turizm
Örgütü (WTO) ve Dünya Seyahat Acentaları Birlikleri
Federasyonu (UFTAA) da var.
|