|
Her
hakkı saklıdır © 2008, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) |
İstanbul, 28 Nisan 2008
Değerli Meslektaşlarımız,
Türkiyeturizm.com isimli elektronik gazetenin, 28.04.2008 tarihli
sayısında; “Türkiye’de hac pastasını açıklayan esrarengiz bir mektup
aldık.” başlığı ile yayınlanan haberde yer alan yanlış bilgilerin
düzeltilmesine ilişkin cevabımız aşağıda belirtilmiştir.
Şöyle ki;
1)
Habere konu olan ve acentalar tarafından kaleme alınarak çeşitli
Bakanlıklara gönderilen yazının, Kuruluşumuz ile herhangi bir ilgisi
bulunmamaktadır.
2)
Hac ile ilgili “büyük bir oyun”, “büyük bir net paylaşım”
şeklindeki ifadelerin gerçeği yansıtmadığı, son iki yıldır acentalara kota
ayrılmadığı, Hac organizasyonlarını düzenleyen Bakanlıklararası Hac ve
Umre Kurulu’nun aldığı kararlar çerçevesinde yürütülmekte olduğu, Hac
yapacak acentaları belirlemek için konan kriterlerin, T.C.Kültür ve Turizm
Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından müştereken belirlendiği
bilinmekte olup, TÜRSAB’ın bu konuda herhangi bir yaptırımı
bulunmamaktadır.
3)
Türkiye’de Hac ve Umre organizasyonlarını düzenleyen Bakanlar
Kurulu Kararı, Türkiye’ye tahsis edilen Hac kotasını % 60 Diyanet İşleri
Başkanlığı ve % 40 kriterlere uyarak Hac organizasyonu yapmaya hak kazanan
seyahat acentalarına ayırmıştır.
4)
Hac organizasyonlarından 25 – 30 acentanın nemalandığı bilgisinin
yanlış olduğu zira, Bakanlık ve Diyanet ile belirlenen kriterlerin, tüm
(A) grubu acentalara açık olduğu, isteyen ve bu kriterlere uyan her
acentanın müracaat etme hakkı bulunmaktadır. “geri kalan 5 bin küsur
acenta varmış, kimsenin umurunda değil..” gibi bir ifadenin de yanlış
olduğu, 1618 sayılı yasaya göre (B) ve ( C ) grubu acentaların zaten
yurtdışına organizasyon yapma yetkisi bulunmadığı herkes tarafından
bilinmektedir. Bunun dışında kalan (A) grubu acentaların birçoğunun,
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kota dağıtıldığı dönem de bile, Hac
organizasyonlarını katılmadıkları bilinmektedir.
5)
Hac organizasyonu, Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu’nun koyduğu
kurallar ve aldığı kararlar çerçevesinde yürütülür. Hiç kimse kendi
bildiği yöntemlerle bu organizasyonu yapma yetkisine sahip olmadığı gibi,
çevresindeki insanlara da böyle bir paylaşım yapması mümkün değildir.
6)
11.11.2007 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu’nun kontrolü altında
yapılan 18.Olağan Genel Kurulumuzda, 972 oy olarak toplam oyların 3/2’si
ile seçilen bir yönetimin, Hac yapmaya yetki alan 96 acentanın oyu ile
iktidarı elinde tutuyormuş gibi gösterilmesi, hiçbir mantıklı açıklamaya
sığmamaktadır. Zira bu sayı, Genel Kurul’da oy kullanan acentaların
yalnızca % 6’sına tekabül etmektedir.
7)
Sözde mektubu yazan ve Türkiyeturizm.com sitesinde yer verilen
bilgilerin çok eskilerde kaldığı, böyle bir yazıyı yazanların ve bunu
yayınlayanların doğru bilgileri aktarmaları, okuyucular açısından daha
faydalı olacaktı. Ancak, Hac organizasyonlarının kota sistemi ile değil,
serbest rekabet şartlarında yapılmakta olduğu dolayısıyla, hiçbir kurumu
ve kişinin yine hiç kimseye bu konuda bir paylaşım yapma yetkisinin sistem
gereği bulunmadığı, dolayısıyla sözde mektupta yazılan bütün bilgilerin
yanlış ve tabir-i caizse tedavülden kalkmış olduğu herkesçe bilinmektedir.
8)
Padişahlık ve ulufe gibi benzetmelerin gerçekten de çok eskide
kaldığı, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde her
şeyin, belli kurallar ve sistemler doğrultusunda yürütüldüğünü özellikle
ifade etmek isteriz. Sözde mektupta, hem ülkeyi küçümsemek, hem de ülkenin
turizm sektörüne yön veren Birliğini küçümsemek hiç kimsenin haddi
değildir.
9)
Hac işi, TÜRSAB’ın veya TÜRSAB üyelerinin uğraştığı iş kollarından
biridir. Konuyla ilgili bütün toplantılar, duyuru ile açıkça herkesin gözü
önünde ve isteyenlerin katılımı ile yapılmaktadır. TÜRSAB yönetimine
muhalif olmak, TÜRSAB’a ve bazı üyelerine çamur atmak demek değildir.
Cengizhan Kurtoğlu adlı şahsın göndermiş olduğu mektuba cevap vermekteki
maksadımız; bu mektupta yer alan, gerek Hac organizasyonu, gerekse TÜRSAB
ve TÜRSAB yönetimi ile ilgili yalan yanlış iddiaların düzeltilerek,
kamuoyunun bu anlamda doğru bilgilendirilmesi amacını taşımaktadır.
Burada bir hususa özellikle dikkat çekmek istiyoruz; bir kişi, kendi
değerlendirmeleri doğrultusunda, bir kurum veya kişiler hakkında
iddialarda bulunabilir.
Ancak, bu iddiaların ne derece doğru olup olmadığını araştırmak, gazeteci
kimliği taşıyan kişilere aittir. “Yazı elime geldi, ben de aynısını
yayınladım” gibi bir yaklaşım, doğruları savunduğunu, haberlerini şeffaf
bir anlayışla yaptığını iddia eden basın mensuplarına yakışmayan,
araştırmacı-gazeteci kimliğine ters düşen, hatta kesinlikle uymayan bir
davranıştır. Zira gerçek gazeteci, yayınladığı haberi belgeleri ile ispat
edebilendir.
Saygılarımızla,
TÜRKİYE SEYAHAT ACENTALARI BİRLİĞİ
(TÜRSAB)
|